Üsküp, Manastır, Ohri ve Prizren’i kapsayan Rumeli, Balkan Türklerinin canlı hafızasını, Türk kültürünün izlerini ve Cumhuriyet tarihimizin köklerini yansıtan bir coğrafya. Rumeli, yalnızca geçmişte kalmış bir yer değil; bugün de dilimizle, kültürümüzle ve anılarımızla varlığını sürdüren güçlü kimliktir.
Bazı yolculuklar vardır; insan bir şehirden başka bir şehre gider. Bazı yolculuklar vardır; insan geçmişine, hafızasına ve köklerine doğru yürür. Birkaç gündür Rumeli’deyim. Önce Üsküp, ardından doğduğum şehir Manastır, sonra Ohri ve bugün Prizren…
Bu yolculuk benim için sıradan bir gezi olmadı. Çünkü insan bazen yıllarca yaşadığı yerde değil, doğduğu topraklarda kendini tamamlar. Rumeli, yalnızca bir coğrafya değil; Türk milletinin hafızasında derin izler bırakmış tarihî, kültürel ve manevi bir mirastır.
Üsküp’te Köklerimize Hitap Ettik
Üsküp’te Türk Milli Hareketi’nin genel kuruluna katıldık. Kürsüye çıktığımda yalnızca bir konuşma yapmadım; köklerime seslendim. Salonda dolaşan o duygu tarifsizdi. Çünkü Balkanlar’daki Türkler sadece bir topluluk değil; tarihin ağır yükünü sırtlayan canlı bir hafızadır.
Konuşmam sırasında bir an durakladım. Çocukluğum gözlerimin önünden geçti. Babamı, göç yollarını, Sirkeci Garı’na ayak basan muhacirleri düşündüm. Ve derinden hissettim ki: insan bazen bir millete aidiyetini en çok memleketinden uzakta anlıyor.
Manastır: Cumhuriyet Fikrinin Yoğrulduğu Şehir
Manastır’a vardığımızda duygularımız daha da yoğunlaştı. Çünkü Manastır yalnızca bir şehir değil; Cumhuriyet’i kuran iradenin filizlendiği, askerî disiplinin, devlet aklının ve vatan sevgisinin yoğrulduğu topraklardır. Mustafa Kemal Atatürk’ün izlerini taşıyan o sokaklarda yürürken insan şunu hisseder: Tarih bazen kitaplarda değil, taş duvarlarda nefes alır.
Selanik diplomatik bir merkezdi; ancak Manastır bambaşka bir ruhtu. Cumhuriyet’i kuran kadroların sertleştiği, olgunlaştığı ve devlet fikriyle şekillendiği yerdi. Ve elbette Resne; Resneli Niyazi Bey’in memleketi. O topraklara baktığınızda şunu görürsünüz: Balkanlar yalnızca bir geçmiş değil, hâlâ yaşayan bir hafızadır.
Ohri’de Medeniyetin İzleri
Ohri, bambaşka bir dünyanın kapılarını aralıyor…
Krater gölünün kıyısına inci taneleri gibi dizilmiş evler, sessizliğe bürünen bir akşam ve karşı yakada yüzyıllardır Balkanlar’a seslenen Sarı Saltuk’un manevi gölgesi… İnsan, bazen yalnızca bir manzaraya değil, medeniyetin bıraktığı derin izlere bakıyor. Ohri’de, Rumeli’nin hem tarihî hem de manevi derinliği tüm ruhuyla hissediliyor.
Prizren’de Yaşayan Türkçe
Bugün Prizren’de dolaşırken sık sık Türkçe duydum.
Bir esnafın içten selamında, bir yaşlının derin bakışında, bir çocuğun neşeli sesinde… İçimden şu geçti: Bazı şehirler kaybolmaz; çünkü onları haritalar değil, insanlar yaşatır. Prizren’de Türkçe hâlâ canlı bir ses, kültür hâlâ taze bir nefes ve hatıralar dimdik ayakta duran bir kimliktir.
Rumeli, Anadolu’nun Tamamlayıcı Ruhudur
Yahya Kemal ne güzel söylemiş: “Şar Dağı, Bursa’nın devamıdır.” Gerçekten de öyle… Rumeli’ye baktığınızda yalnızca geçmişi değil, Anadolu’nun tamamlayıcı ruhunu da görüyorsunuz.
Bu yolculuk bana bir kez daha şunu hatırlattı: Bir millet, yalnızca sınırlarla değil; hatıralarıyla, diliyle, kültürüyle ve birbirine sahip çıkmasıyla yaşar. Bugün eşim ve dostlarımızla birlikte yürürken hissettim ki biz aslında bir coğrafyayı değil, kendi hikâyemizi geziyoruz. Ve insan kendi hikâyesine dokunduğunda bazen konuşurken sesi titrer, bazen gözleri dolar. Çünkü bazı kökler asla unutulmaz.




