Türkiye’nin İhtiyacı Ayrışma Değil Ortak Gelecektir

Türkiye’de bazı kavramlar yalnızca kelime olmaktan öteye geçerken zihniyeti, siyasi yönelimi ve tarihsel hafızayı da taşırlar. “Kürdistani ruh”, “Kürdistani halklar” ve “Kürdistan takımı” gibi ifadeler böyle değerlendirilmelidir. Bu nedenle Ahmet Türk’ün son açıklamalarını yalnızca günlük siyasetin dar çerçevesinden değil, tarihsel hafızanın ışığında değerlendirmek önemlidir.

Ziya Gökalp’in kaleme aldığı Şaki İbrahim Destanı da yalnızca edebi eser değil, aynı zamanda bir dönemin toplumsal düzenine tutulmuş aynadır. Destandaki İbrahim Paşa figürü, kendi silahlı gücüyle hareket eden, yerel otoriteyi merkezi iradenin önüne koyan ve halk üzerinde korku yaratan yapının simgesidir.

Tarihsel Hafıza ve Siyasal Kimlik

Gökalp o dönemi şöyle anlatır: “Bu ülkeden emniyeti kaldırdı / Bir nahiye bırakmadı, saldırdı…” Destanda yer alan “Hain Kanco oldu ona sancaktar” mısrası ise Ahmet Türk’ün anne tarafından dedesi olduğunu belirttiği Hüseyin Kanco’nun, İbrahim Paşa’nın sancaktarı olarak anıldığını gösterir. Burada net olmak gerekir: Hiç kimse bugün siyasetçileri dedesinin eylemleri üzerinden yargılayamaz.

Kimsenin etnik kökeni, mezhebi veya aile geçmişi siyasî mahkûmiyet nedeni yapılması hem vicdana hem hukuka aykırıdır. Ancak eğer siyasetçiler bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak vatan ve vatandaşlık anlayışına alternatif çağrışımlar taşıyan dil kullanıyorsa, o dilin beslendiği tarihsel hafıza da tartışmaya açıktır. İtirazım tam olarak buradadır.

Ortak Vatandaşlık Hukuku ve Zihniyet

Mesele Kürt vatandaşlarımız, Kürtçe ya da kültürel aidiyetler değildir. Asıl mesele, Türkiye’de ortak vatandaşlık hukukunun yerine ayrı siyasal aidiyet alanı yaratmaya çalışan zihniyettir. Tarih göstermiştir ki bu coğrafyada halk, en büyük zararı çoğu zaman dışarıdan değil, kendi adına konuştuğunu iddia eden silahlı ve vesayetçi yapılardan görmüştür.

Dün Şaki İbrahim’in temsil ettiği yapı neydi? Silahlı güç, yerel tahakküm, feodal baskı ve korku üzerinden kurulan otorite. Bugün PKK’nın bölgede yıllarca inşa etmeye çalıştığı düzen de farklı değildir: Farklı düşünen Kürtlere baskı, sivillere saldırı, öğretmenlerin, işçilerin ve muhtarların hedef alınması, silah üzerinden siyasal vesayet oluşturma çabası.

Tahakküm Zihniyeti ve Ortak Gelecek

Kavramlar, ideolojiler ve ambalajlar değişebilir; ancak tahakküm zihniyeti aynı kaldığında millet bunu görür. Dün bu vesayetin dili aşiret, sancak ve silahlı güçken; bugün benzer anlayışla “öz yönetim”, “demokratik toplum” ve “Kürdistani ruh” gibi ifadelerle yeniden sahneye çıkarılmak isteniyor. Karşı durduğum şey tam olarak budur.

Türkiye’de herkesin dili, kültürü, türküsü ve hatırası milletimizin ortak zenginliğini oluşturur. Ancak hiç kimse, Türkiye Cumhuriyeti’nin ortak vatandaşlık hukukunun üzerine yeni siyasî aidiyetler inşa edemez. Ülkemiz, Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Rumeli muhacirinin ve Anadolu köylüsünün ortak evidir. Coğrafyamız, etnik ayrışmalar derinleştiğinde değil; ortak kader duygusu güçlendiğinde ayakta kalmıştır.

HDH Ekonomi Vizyonu: Türkiye’nin Kalkınma ve Refah Stratejisi

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı; yeni fay hatları, ayrışma dilleri veya vesayet alanları değil, hukukun üstünlüğünü pekiştiren, adaleti yücelten, refahı paylaşan ve her vatandaşını eşit onurla kucaklayan milli birlik anlayışıdır.

Hür Düşünce Hareketi (HDH) olarak inanıyoruz ki, ülkenin geleceği etnik kimlikler üzerinden yeni siyasal alanlar yaratmakta değil; Türk milletinin ortak hukukunu, vicdanını ve geleceğini büyütme yolculuğundadır.

Bizim hikayemiz Türkiye’dir. Bu anlayış ve misyon, bölünmeyi değil bütünleşmeyi, herkesin refah içinde yaşayacağı Türkiye idealini merkeze almaktadır.

SÜLEYMAN AKSOY

Scroll to Top