Manastır’dan Sağmalcılar’a, Bağımsızlık Yolundan Cumhuriyet’in Zirvesine
Türkiye’nin hikâyesi; kökleri Balkanlar’da hürriyet için bedel ödeyenlerin, gözleri tam bağımsızlık ufkunda parlayanların ve bu toprakların sunduğu büyük mucizeye inananların hikâyesidir. Bu büyük yürüyüşün canlı, nefes alan ve her satırı liyakatle işlenmiş lideri ise, hayatını Türkiye’nin enerjisine, altyapısına ve bağımsızlığına adamış bir mühendis, üst düzey bir bürokrat: Süleyman Aksoy.
Babasının Bedeli: Obliç Adası’nda Bir Hürriyet Düşü
Süleyman Aksoy’un hürriyete ve kimliğine olan tutkusu, babasından miras kalan onurlu bir değerdir. 1950’lerin başında, Yugoslav ordusunda subay olan babası, Makedonya Manastır’daki çalkantılar içinde tarihi bir duruş sergileyerek anavatanını ve anadili Türkçe’yi savunur. Ancak rejim yasalarının gölgesinde bu özgürlük haykırışı cezasız kalmaz. Henüz 1-1,5 yaşlarında bir bebekken, Süleyman’ın babası Adriyatik’in acımasız cezaevi adası Goli Otok’ta (Obliç) üç yıl ağır hapis cezasına mahkûm edilir.
1956 yılına gelindiğinde, baba eve döndüğünde yüzüne kazınmış acılar o kadar derindir ki, annesi bile onu tanımakta zorlanır. Süleyman Aksoy, hürriyetin ve kimliğin ne denli ağır bedellerle korunduğunu, daha konuşmayı yeni öğrenirken bu sahneyle ruhuna işler.
Selanik Garı’ndaki Son Simit, Sirkeci’deki Büyük Umut
Takvimler 1959’u gösterdiğinde, Aksoy ailesi için anavatana uzanan zorlu göç yolu başlar. Selanik Garı’nda durduklarında, ceplerinde kalan son parayla çocuklara birer simit alınır. Ve o aile, ceplerinde metelik olmasa da yüreklerinde sonsuz bir inançla Sirkeci Garı’na adım atar.
O günden sonra bu göçmen ailenin evladını bağrına basan, koruyup büyüten tek güç Cumhuriyet olur. Süleyman Aksoy, geçmişine duyduğu vefayı şu sözlerle dile getirir: “Bu Cumhuriyet bizi aldı, bağrına bastı, okuttu, mühendis yaptı. Sonra genel müdür yaptı, ardından başkan yaptı. Ben bugün ne başardıysam, her şeyimi bu Cumhuriyete borçluyum.”
1966: Bayrağın Altında Bir Ortaokul Öğrencisi ve Tam Bağımsız Türkiye
O yıllarda Süleyman Aksoy, Şehremini’deki Çapa Ortaokulu’nun 2. sınıf öğrencisidir. Okul zili çalıp dışarı çıktığında, karşısındaki Yüksek Öğretmen Okulu’ndan çıkan dev bir Türk bayrağı ve dalgalanan bir inanç görür. Henüz o yaşta, kendini o kocaman bayrağın gölgesinde bulur. Üniversiteli abileri “Yankee go home!” diye haykırmakta, Amerikan 6. Filosu’nu protesto ederek “Tam Bağımsız Türkiye!” sloganları atmaktadır.
O küçük çocuk, coşkun nehre karışırak Karaköy’den Tophane’ye uzanan yolda, apartmanların önünde hep bir ağızdan “Bayrak! Bayrak!” tezahüratları yükselir; pencerelerden ay-yıldızlı bayraklar sarkar. Eylemin sonunda, Taksim Meydanı’nda cebindeki son 50 kuruşu bir taksi dolmuşa verip Aksaray’a gider.
Ancak o dönem oturdukları, bugünkü adı Bayrampaşa olan Sağmalcılar’daki evine gidecek başka parası kalmamıştır. Hava kararmıştır. Aksaray’dan Sağmalcılar’a (İsmetpaşa Mahallesi) doğru, dönemin ıssız mezarlık yollarında yanındaki büyüklerin gölgesine sığınarak, içindeki o ateş gibi bağımsızlık tutkusu ile evine yürür. Eve vardığında, merdiven başında endişeyle bekleyen babasının ayakkabı diplerine kadar çöken o evlat korkusu ve sevgisi, onun vatan sevdası uğruna yaşadığı ilk gençlik heyecanı olur.
Liyakat, İcraat ve Devlet Tecrübesi
Cumhuriyet’in sunduğu eşit fırsatlarla Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden başarı ile mezun olan Aksoy, analitik zekâsını rehber edindi. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İstanbul Şubesi 24. Dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı göreviyle mesleki liyakatini kanıtladı. Devlet ve millete en büyük hizmetini ise milyonların yaşam damarı olan Boğaziçi Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi (BEDAŞ) Genel Müdürü olarak, İstanbul’un enerji altyapısını ve milyarlık bütçelerini başarıyla yöneterek gerçekleştirdi.
Üç Sütun, Tek İdeal: Hür Düşünce Hareketi
Süleyman Aksoy, bugün tüm birikimini ve Cumhuriyet’e olan vefa borcunu ödemek için Hür Düşünce Hareketi’nin Genel Başkanı olarak sahnede. Hayat hikâyesinden süzülen bu tecrübe, hareketin sarsılmaz temelini oluşturuyor:
Siyasal yönü CUMHURİYETÇİ: Manastır’dan gelen yetime, İslamköy’ün köylü çocuğuna (Süleyman Demirel) ve Anadolu’nun bağrından yetişen evlatlara devlet adamı olma fırsatı tanıyan kurucu değerlere tam bağlılık.
Sosyal yönü MİLLİYETÇİ: 1966’da Çapa Ortaokulu’nun önünde bayrağın altına giren çocuktaki bağımsızlık ruhuyla; ülkenin çiftçisine, sanayicisine ve insanına duyulan sınırsız sevgi.
İktisadi yönü HÜRRİYETÇİ: Babasının Obliç Adası’nda bedelini ödediği hürriyet aşkıyla; üretimin, fikrin ve girişimcinin önünü açacak özgürlükçü, çağdaş bir ekonomi vizyonu.
Süleyman Aksoy’un Hikayesi; Türkiye!
Süleyman Aksoy, günü hamasetle kurtarmaya çalışanların karşısına; babasının ödediği bedelin, 1966’nın tam bağımsızlık ruhunun, YTÜ diplomasının ve BEDAŞ Genel Müdürlüğü tecrübesinin gücüyle çıkıyor. Hesap bilmeyenlerin, plan yapmayanların tükettiği Türkiye’de; o ve ekibi, ülkeyi mühendis aklıyla ve Cumhuriyet’in asil ruhuyla yeniden inşa etmeye geliyor. İslamköy’den yükselecek o vefa sesiyle, aralık ayındaki 30 büyükşehir inancıyla ve şubat ayındaki İktisat Kongresi vizyonuyla haykırıyoruz…
Süleyman Aksoy’un hikâyesi, Türkiye’nin hikâyesidir!




