Menteşe Ülke Olmak Başlangıçtır; Hedef Merkez Ülke Olmaktır

Son günlerde uluslararası ilişkiler literatüründe Türkiye için yeniden öne çıkan bir kavram dikkat çekiyor: “Menteşe Ülke” (Hinge State). Bu kavram, Türkiye’nin Avrupa ile Asya, Karadeniz ile Akdeniz, Balkanlar ile Orta Doğu, Kafkasya ile Türk Dünyası arasında köprü işlevi gördüğünü ifade eden tespit doğru olsa da eksiktir; çünkü mesele yalnızca Türkiye’nin bulunduğu yer değil, o konumu nasıl kullandığıdır.

Bir ülkenin coğrafyası kader olabilir, ancak kaderi fırsata dönüştüren unsur; devlet aklı, ekonomi, teknoloji ve milletin ortak hedefidir. Bugün Türkiye gerçekten menteşe ülke konumundadır. Fakat asıl hedef sadece menteşe ülke olmak değil; merkez ülke olmaktır.

Menteşe Ülke Tanımı ve Türkiye’nin Mevcut Konumu

Menteşe, iki parçayı birbirine bağlayan mekanizmadır. Uluslararası ilişkilerde ise menteşe ülke; farklı medeniyetleri buluşturan, güç merkezleri arasında köprü kuran ve yüksek jeopolitik öneme sahip olan ülke anlamına gelir. Türkiye; NATO üyesidir, Avrupa ile ekonomik entegrasyona sahiptir, Türk Devletleri Teşkilatı’nın kilit üyesidir. İslam dünyasıyla derin tarihsel bağları vardır, Karadeniz’in güvenliğinde belirleyici, Doğu Akdeniz’in ise merkezindedir.

Dolayısı ile Türkiye’nin jeopolitik niteliği tartışmaya kapalıdır; Türkiye zaten menteşe ülke iken asıl mesele, konumunun bize ne kazandırdığıdır. Tarih boyunca birçok ülke stratejik konuma sahip olmuş, ancak bazıları kendi gücünü inşa ederken, bazıları başkalarının rekabet alanı haline gelmiştir.

Stratejik Değerin Refaha Dönüştürülmesi

Jeopolitik değer tek başına zenginlik yaratamaz; boğazlara sahip olmak refahı, enerji koridoru olmak kalkınmayı garanti etmez. Asıl önemli olan; enerjiyi yönetmek, teknolojiyi üretmek, sermayeyi çekmek, hukuku güçlendirmek ve insan kaynağını geliştirmektir. Aksi takdirde bir ülke, başkalarının planlarında stratejik görünse de kendi vatandaşına refah sağlayamayan coğrafya olmaktan öteye gidemez.

Dünya hızla yeniden şekillenirken, ABD ile Çin arasındaki rekabet kızışmakta, Avrupa enerji güvenliği peşinde, Rusya yeni dengeler kurma çabasında, Türk Dünyası ekonomik ve siyasi entegrasyon arayışında, Orta Doğu ise yeniden yapılanma sürecindedir. İşte böyle önemli dönemde Türkiye’nin önünde iki yol durmaktadır.

Yeni Dünya Düzeninde Yol Ayrımı ve Vizyon

Birinci yol, başkalarının oluşturduğu bloklar içinde kendisine verilen rolü oynamaktır. İkinci yol ise, kendi stratejik vizyonunu ortaya koyarak bölgesel ve küresel denklemlerde oyun kurucu olmaktır. Hür Düşünce Hareketi, ikinci yolu tercih etmektedir. Merkez ülke, yalnızca coğrafi konumuyla değil; ekonomik gücü, teknolojik kapasitesi, kurumsal yapısı, insan kaynağı, bilim üretme yeteneği, finans sistemi ve enerji altyapısıyla etki oluşturan ülkedir.

Merkez ülke, başkalarının stratejilerinde yer alan değil, strateji üreten; krizlerin konusu değil, çözüm masalarının kurucusuyken aynı zamanda enerji koridoru değil, enerji teknolojisi üreticisidir; sadece pazar değil, marka ve patent sahibidir; yalnızca tüketici değil, yüksek teknoloji ihracatçısıdır.

Merkez Ülke Olmanın Gereklilikleri

Merkez ülke olmanın yolu yalnızca dış politikadan geçmez; öncelikle ekonomik egemenlik, yarı iletken üretimi, yapay zekâ geliştirme, enerji bağımsızlığı, yerli batarya teknolojileri, kritik madenlerin işlenmesi, tarımda kendine yeterlilik, nitelikli eğitim, hukuka güven ve beyin göçünü tersine çevirecek ekosistem gereklidir.

Gençlerini kaybeden, iyi sürekli ithal eden veya sürekli borçlanan ülke merkez ülke olamaz. Türkiye’nin ne Doğu’nun ne de Batı’nın uydusu olmasını, kendi eksenini oluşturmasını istiyoruz.

Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı ve Sonuç

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılındaki hedefimiz; yalnızca sınırlarını koruyan değil, bilim üreten, teknoloji geliştiren, yüksek katma değer yaratan, Türk Dünyası ile ekonomik entegrasyonunu güçlendiren, Avrupa ile rekabet edebilen, Orta Doğu’da istikrar sağlayan, Balkanlar’da güven inşa eden, Kafkasya’da denge kuran Türkiye’dir. Türkiye’nin jeopolitik konumu armağandır; ancak tarihte hiçbir millet sadece coğrafyasıyla büyük olmamıştır.

Büyük milletler, coğrafyalarını akıl, bilim, üretim ve vizyonla bütünleştirdikleri için büyüktür. Türkiye bugün önemli bir menteşe ülkedir; fakat Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılındaki hedefi bunun ötesindedir. Menteşe ülke olmak başlangıçtır; asıl hedef merkez ülke olmaktır. Hedef, kendi hikâyesini yazan Türkiye’dir. Hedef, Hür Türkiye’dir.

Hür Düşünce Hareketi ise bizim hikâyemizdir…

SÜLEYMAN AKSOY
Scroll to Top