Gizlilik ve Hesap Verebilirlik Arasındaki Denge
Uluslararası ilişkilerde devletlerin bazı bilgileri gizli tutması olağan ve çoğu zaman zorunludur; diplomatik müzakereler, askeri planlamalar, istihbarat faaliyetleri ve uluslararası pazarlıklar kamuoyu önünde yürütülemez çünkü hiçbir ciddi devlet, bütün kartlarını masaya açarak dış politika üretmez.
Dolayısıyla gizlilik, devlet yönetiminin meşru araçlarından biridir ancak asıl soru gizliliğin nereye kadar olduğudur; zira tarih bize bazen “devlet sırrı” denilerek yapılan hataların faturasının yıllar sonra milletin önüne çıkarıldığını ve üstelik vatandaşın süreçleri denetleme imkânının da olmadığını göstermektedir. İşte sorun tam burada başlamaktadır; uluslararası anlaşmanın pazarlık süreci gizli olabilir ancak maliyeti ödeyen devlet değil millet olduğu ve devletin kasasında bulunan para zaten milletin olduğu için anlaşmanın ülkeye maliyeti, hukuki sonuçları, ekonomik yükü ve vatandaşın cebine etkisi gizli kalamaz.
Dolayısıyla vatandaşın “Benim adıma hangi risk alındı?” sorusunu sorması en doğal anayasal hakkıdır.
Demokratik Denetim ve Sorumluluk İlkesi
Demokratik devletlerde gizlilik vardır ama aynı zamanda denetim de vardır; birçok ülkede parlamentonun kapalı komisyonları, Sayıştay benzeri denetim organları, belirli güvenlik izinlerine sahip milletvekilleri ve bağımsız hukuk mekanizmaları gizli anlaşmaları inceleyebilir. Halka açıklanmasa bile devlet içinde mutlaka denge mekanizması bulunur çünkü gizliliğin en büyük düşmanı bilgi değil, keyfiliktir.
Vatandaş pazarlık masasında hangi cümlenin kurulduğunu öğrenmek istemeyebilir ama “Bu anlaşmanın bana maliyeti nedir?”, “Vergilerim neden arttı?”, “Neden milyarlarca dolar tazminat ödüyoruz?” ve “Hangi kararın sonucunu bugün ben ödüyorum?” sorularının cevabını bilmek ister; soruların cevabı asla “devlet sırrı” olamaz.
Devletler bazen ulusal güvenlik gerekçesiyle bazı belgeleri yıllarca açıklamayabilir ki anlaşılabilir durumdur; ancak devlet devamlı, sorumluluk ise kişisel olduğu için kararı verenlerin, imzayı atanların, hukuki görüşü hazırlayanların ve risk analizini yapanların görev ve sorumlulukları ortadan kalkmaz.
HDH’nin Önerileri ve Şeffaf Devlet Anlayışı
Hür Düşünce Hareketi olarak devletin sır saklayabileceği ancak milletten hesap saklayamayacağı ilkesini savunuyoruz. Bu nedenle uluslararası anlaşmaların güvenlik boyutu gizli kalabilir; ancak ekonomik sonuç raporları belirli süre sonunda kamuoyuna açıklanmalı ve büyük mali yük doğuran anlaşmalar TBMM’nin özel denetimine tabi olmalıdır.
Belirli süre, örneğin 10–20 yıl sonunda gizlilik kararları yeniden gözden geçirilmeli ve kamu zararına yol açan ihmal veya hukuka aykırı işlemler “gizlilik” gerekçesiyle denetim dışı bırakılamamalıdır. Devletin güçlü olması sır saklayabilme kapasitesiyle, demokrasinin güçlü olması ise o sırların arkasına saklanmadan hesap verebilmesiyle ölçülür. Millet devletine güvenmek ister ama güvenin temel şartı yalnızca gizlilik değil hesap verebilirliktir.
Gerçek devlet aklı, gizliliği keyfiliğe dönüştürmeyen, güvenliği korurken milletin denetim hakkını da güvence altına alan akıldır; çünkü devletin sahibi bürokrasi değil, millettir. Devlet sır taşıyabilir fakat milletin hukukunu ve hakkını taşıyamaz; denge kurulduğunda hem devlet güçlenir hem de vatandaşın devlete olan güveni artar.
SÜLEYMAN AKSOY
Mühendis SÜLEYMAN AKSOY sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




