Türkiye’yi Saddamlaştırma Senaryosuna İzin Vermeyiz

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Suriye’nin kuzeyindeki Ebu Zuhur Askerî Havaalanı’na düzenlenen saldırıyı Türkiye’ye verilmiş bir “mesaj” olarak açıklaması, sıradan bir siyasi çıkış değildir. Netanyahu’nun sözleri; Türkiye’yi bölgesel bir tehdit gibi gösterme, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedefe yerleştirme ve ileride ülkemize karşı uygulanabilecek siyasi, ekonomik veya askerî baskılara uluslararası zemin hazırlama girişimidir. Bu yöntemi daha önce gördük.

Bilindik Yöntem: Şeytanlaştırma ve Tehdit Algısı

Önce bir ülkenin lideri uluslararası kamuoyunda şeytanlaştırılır. Ardından o liderin şahsı ile ülkenin tamamı özdeşleştirilir. Sonra ülke, bölgesel ve küresel güvenlik bakımından “durdurulması gereken tehdit” olarak tanımlanır. Yaptırımlar, kuşatma politikaları ve askerî müdahaleler de bu algı üzerinden meşrulaştırılmaya çalışılır. Saddam Hüseyin’in Irak’ında ve Beşar Esad’ın Suriye’sinde izlenen yolun başlangıcı da buydu. Netanyahu bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsında Türkiye’yi benzer bir hedef hâline getirmeye çalışmaktadır.

Milli Birlik ve Egemenlik Esasları

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikalarını içeride eleştirebiliriz. İktidarla aramızda ciddi görüş ayrılıkları bulunabilir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na dışarıdan yöneltilen tehdit karşısında susamayız. Çünkü iktidarlar seçimle gelir ve seçimle gider. İktidarla hesaplaşmayı Türk milleti sandıkta yapar. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’na dışarıdan hiçbir devlet ve hiçbir yabancı lider ayar veremez. Netanyahu şunu iyi bilmelidir: Türkiye’ye hangi ülkelerle ilişki kuracağını İsrail belirleyemez.

Bölgesel Sınırlar ve Güvenlik Siyaseti

Türkiye’nin Suriye’de nasıl bir güvenlik politikası izleyeceğini ve kendi güney sınırlarını nasıl koruyacağını İsrail tayin edemez. Türkiye’nin bölgesel faaliyetlerinin sınırlarını Netanyahu’nun tehditleri değil; millî çıkarlarımız, uluslararası hukuk ve ilgili devletlerin egemenlik hakları tayin eder. Suriye’nin geleceğine İsrail karar veremez. Ebu Zuhur Havaalanı Suriye toprağıdır. İsrail’in başka bir devletin topraklarını bombalayarak Türkiye’ye mesaj vermeye kalkması hem Suriye’nin egemenliğinin ihlali hem de Türkiye’ye yönelik açık bir gözdağıdır.

İsrail’in Saldırganlık Bahaneleri

Suriye yönetimi, Ebu Zuhur’da kalıcı bir Türk askerî üssü kurulacağı iddiasını reddetmiş ve tesisin Suriye Hava Kuvvetleri için hazırlandığını açıklamıştır. Buna rağmen gerçekleştirilen saldırı, meselenin yalnızca İsrail’in güvenliği olmadığını göstermektedir. Reuters⁠ İsrail, güvenlik kavramını komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü ihlal etmenin ve bölgede sınırsız hareket alanı kurmanın bahanesi hâline getiremez. Mekke Sözleşmesi de bu tablonun dışında değildir. Netanyahu’nun giderek sertleşen Türkiye karşıtı söylemi yalnızca bu havaalanı üzerinden değerlendirilmemelidir.

Yeni Güvenlik Mimarisi ve Mekke Sözleşmesi

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke Sözleşmesi’yle gelişen savunma iş birliği, bölgede yeni ve daha dengeli bir güvenlik mimarisinin kurulabileceğini göstermektedir. İsrail yönetimi ise kendi sınırsız hareket alanını daraltabilecek her bölgesel iş birliğini güvenlik tehdidi olarak göstermeye çalışmaktadır. Mekke Sözleşmesi’nin İsrail saldırısının doğrudan sebebi olduğunu söylemek için bugün elimizde kesin bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak Türkiye’nin bölgesel ortaklıklarının Netanyahu yönetimini rahatsız ettiği açıktır.

Washington’daki Türkiye Karşıtı Dosya

Türkiye’nin egemen devletlerle kurduğu meşru ilişkiler İsrail’in iznine veya onayına tabi değildir. Netanyahu’nun asıl hedeflerinden biri de Washington yönetimini Türkiye’nin “İsrail için büyüyen bir güvenlik tehdidi” olduğuna ikna etmektir. Bu nedenle Türkiye ile İsrail arasındaki mesele devletler arası bir anlaşmazlık olmaktan çıkarılmakta ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şahsında kişiselleştirilmektedir. İsrail, Türkiye’den gelecek ölçüsüz bir tepkiyi de bu tehdidin kanıtı olarak kullanmak isteyebilir.

Diplomatik Dengeler ve Geçici Çözümler

ABD yönetiminin şu aşamada gerilimin büyümesine mesafeli durduğu görülmektedir. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack saldırıyı gereksiz bir tırmanma olarak değerlendirmiş; Türkiye, İsrail ve Suriye arasında çatışmayı önleyici bir iletişim mekanizması kurulması için çalışıldığını açıklamıştır. Reuters⁠ Fakat Türkiye güvenliğini bir Amerikan başkanının kişisel yaklaşımına veya geçici diplomatik dengelere bırakamaz. Bugün frenlenen bir girişim, yarın başka şartlarda yeniden gündeme getirilebilir.

Devlet Aklı ve Diplomatik Mücadele

Türkiye, Netanyahu’nun kurmaya çalıştığı oyuna öfkeyle değil devlet aklıyla cevap vermelidir. Netanyahu’nun tehditleri resmî kayda geçirilmeli, İsrail’den açık izahat istenmeli ve bu dil geri alınmadan diplomatik ilişkilerin büyükelçi seviyesine yükseltilmeyeceği bildirilmelidir. Aynı zamanda Türkiye’nin NATO, Birleşmiş Milletler ve Washington nezdinde diplomatik bir karşı dosya oluşturması gerekir. Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunan ve Türkiye’nin meşru güvenlik çıkarlarını anlatan kapsamlı bir diplomatik hareket başlatılmalıdır.

Kararlı Duruş: Türkiye Irak veya Suriye Değildir

Diplomasi gereklidir; fakat diplomasi teslimiyet değildir. Barış istemek, tehdide boyun eğmek anlamına gelmez. Netanyahu’nun “Türkiye’ye mesaj verdik fakat anlamadılar” sözlerine cevabımız açıktır: Mesajınızı duyduk. Ancak Türkiye’ye emir veremeyeceğinizi ve hukuksuz saldırılarınızı güvenlik bahanesiyle meşrulaştıramayacağınızı siz henüz anlamamış görünüyorsunuz. Türkiye ne Irak’tır ne de Suriye’dir. Türkiye, lideri şeytanlaştırılarak yalnızlaştırılacak, tehditlerle yönlendirilecek bir ülke değildir. Türkiye’yi Saddamlaştırma senaryosuna izin vermeyeceğiz. Devlet güçlü olacak. Millet hür olacak. Cumhuriyet sağlam kalacak.

Süleyman AKSOY
Hür Düşünce Hareketi Genel Başkanı


Mühendis SÜLEYMAN AKSOY sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Scroll to Top