Ufuk Bey’in sunduğu programa teknoloji aracılığıyla uzaktan, canlı bağlantıyla katıldım. Stüdyoda değerli dostum Hüseyin Güler Bey vardı, ben ise ekran başındaki binlerce vatandaşımızın evine misafir oldum. Ufuk Bey, asgari ücretten CHP’nin iç tartışmalarına, varlık barışından cezaevlerindeki kader mahkumlarının beklentilerine kadar ülkenin kanayan yaralarını tek tek masaya yatırdı.
Bana, “Süleyman Demirel ile dirsek teması yapmış, devletin çarklarını bilen deneyimli bürokrat olarak bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?” diye sorduğunda, yalnızca güncel krizi değil, köklü devlet geleneğinin nasıl yerle bir edildiğini anlatma fırsatı buldum.
Demirel Olsa Çatışmaya Değil, Kurultaya Giderdi
Bağlantıda özellikle vurguladım: Bugün CHP içinde yaşananları “demokrasi mücadelesi” olarak sunmak yanlıştır. Açıkça sordum: “Demirel olsa ne yapardı?” Demirel, sabahın yedisinde kapısına tebligat getiren memuru içeri davet eder, çay ikram eder ve “Arkadaşlar evlerimize gidiyoruz, kurultayı yapıp buraya geri geleceğiz” diyerek devleti çatışma ortamına sürüklemezdi. Bugünkü yönetimin hali ise ortada; Özgür Özel Bey miting düzenliyor ama seçim sandığından adayı ve eşi dışında oy çıkmıyor.
Bu kavga kime yarar? Elbette aile içindeki kavga sadece komşuya fayda sağlar. İçeride didişirken sokaktaki vatandaşın huzurunu unutursanız, vatandaş da sizi sandıkta unutur. Kemal Bey ve Özgür Bey vakit kaybetmeden bir araya gelmeli, “yargı eliyle kurultay” sürecine son vermelidir. Aksi takdirde, tıpkı Demokrat Parti’nin kendi içinden Adalet Partisi’ni çıkarması gibi, bu yapıdan da yeni kopuşlar yaşanır ve %48,5’lik umut bir daha hayal bile edilemez.
Ülke Kasasındaki Barış, İflas Çığlığıdır
Varlık Barışı konusuna geldiğimizde ses tonum daha da sertleşti. Ufuk Bey, “Paranın kaynağı belli olmasa da bu düzenleme gerekli mi?” diye kritik bir soru sordu. Peki, bu kaçıncı barış? Benim bildiğim yedinci! 20 yılda yedi kez varlık barışı yapılıyorsa, bu ülkede paralar dışarıya kaçıyor demektir. Gelen paralar Hans’ın değil; Ahmet’in, Mehmet’in parası!
Rahmetli Demirel, 1989 bütçesinde “%10 faize gidiyor, bu her kötülüğün anasıdır” diyerek hükümete yüklenirdi. Bugün faize giden para 300 milyar dolar! Borcu ödemek için değil, borcu çevirmek için her yıl bu parayı bulmak zorundasınız. Ekonomi çok güzel diyorlar ya; madem çok güzel, neden asgari ücretlim günde 10 dolarla, emeklim 6 dolarla, dul ve yetimim 4 dolarla yaşam savaşı veriyor? 9.000 TL maaşla insanları açlığa mahkum etmekten utanmıyorlar mı? Bu barış değil, düpedüz adaletsizliktir.
Cumhuriyetle Hesaplaşmak İsteyenlere Notumuzdur
Canlı yayında, Milli Eğitim’den valiliklere kadar uzanan o “hesaplaşma” kokan kararları da birer birer deşifre ettim. Valilere Osmanlıca kursu emretmek nedir? Kardeşim, sınırındaki ülkeler Osmanlıca mı konuşuyor?
Dert eğitim değil, Cumhuriyet ile hesaplaşmak. Atatürk bu millete kendisini, Digor’daki çobanı “vatandaş” yerine koyduğu için sevdirdi. Bugün ise ülkeyi BOP projesinin parçası gibi bölmeye, insanları inançları üzerinden ayrıştırmaya çalışıyorlar. Chicago okulundan yetişme memurlar ise Duyunu Umumiye görevlisi gibi sadece tahsilat peşindeler.
Bir Umut Işığı: Hür Düşünce Hareketi
Programın sonunda Ufuk Bey bana, “Geçim sıkıntısı mı, güven bunalımı mı?” diye sordu. Cevabım açıktı: Türkiye’de en büyük kriz, güvenin erozyona uğramasıdır. Kurumlara güven kalmadığında, adalet mafya eliyle aranmaya başlanır. Hazreti Ömer’in dediği gibi; adalet ayaktaysa, diğer her şey toparlanır. Ancak bugün beşli çetenin borcu silinirken birileri altına Porsche çekiyor; öte yanda çocuğuna kantin parası veremeyen babalar boynu bükük dolaşıyor.
İşte bu yüzden Hür Düşünce Hareketi olarak yollardayız. Bu sebeple Sakaryalı aziz milletimize seslendim; Sakarya şubemizi açmak ve akademisyen kadromuzla dertlere derman olmak için 13 Haziran’da geliyoruz. Birileri koltuk kavgası yapsın, biz millete umut aşılayacağız. Babalarımızın, dedelerimizin bıraktığı borçları nasıl Cumhuriyet’in asil evlatları ödediyse, bu yönetim gidince kalacak enkazı da biz kaldıracağız.
Bizi evlerinde ağırlayan tüm izleyicilerimize ve bu imkânı sağlayan Ufuk Bey’e gönülden teşekkür ediyorum.
Süleyman AKSOY





