Türkiye, son derece önemli ve bir o kadar da tehlikeli bir eşiğe doğru sürüklenmektedir.
Bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisine getirileceği söylenen ve kamuoyunda “Terörsüz Türkiye çerçeve yasası” olarak adlandırılan düzenlemenin resmî metni hâlâ milletin önüne konulmuş değildir. Ortada yayımlanmış kanun teklifi yoktur. Madde gerekçeleri yoktur. Kimlerin kapsam içine alınacağı, kimlerin kapsam dışında bırakılacağı, hangi suçların affa, ceza indirimine veya denetimli serbestliğe konu edileceği açıkça bilinmemektedir.
Buna rağmen teklifin kısa sürede Meclise getirileceği, Meclis tatile girmeden veya olağanüstü toplantıya çağrılarak yasalaştırılabileceği açıkça konuşulmaktadır. AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta da çalışmanın sürdüğünü, Meclisin gerekirse olağanüstü toplantıya çağrılabileceğini ve genel af yerine örgütün tamamen sona erdirilmesine yönelik düzenleme düşünüldüğünü ifade etmiştir. (Anadolu Ajansı)
Usule İlişkin İtirazlar ve TBMM’nin Rolü
Burada ilk itirazımız usule ilişkindir: Türkiye Cumhuriyeti’nin kırk yılına, binlerce şehidimizin hatırasına, gazilerimizin hukukuna ve milletimizin geleceğine dokunan düzenleme kapalı kapılar ardında hazırlanamaz. Milletvekillerinin dahi içeriğini bilmediği metin üzerinde önceden siyasi mutabakat oluşturulması kabul edilemez. Meclis, önüne getirilen metni yalnızca onaylayan makam değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi millet adına karar veren asli yasama organıdır.
Açık Kaynaklardaki İddialar ve Belirsizlikler
Açık kaynaklarda neler söyleniyor? Basına yansıyan bilgilere göre hazırlanmakta olan düzenlemenin 12 ila 14 maddeden oluşacağı, geçici süreyle uygulanacağı ve örgütün silah bıraktığının güvenlik kurumlarınca teyit edilmesinden sonra yürürlüğe gireceği ileri sürülmektedir. Yine açık kaynaklarda; silahlı eyleme doğrudan katılmadığı ileri sürülerek örgüt mensupları için özel yargılama ve denetimli serbestlik sistemi kurulacağı, örgüt üyeliği, örgüte yardım, propaganda ve benzeri suçlardan hüküm giyenlerin durumlarının yeniden değerlendirileceği, on yılın altındaki cezalar için dört yıl, daha yüksek cezalar için altı veya yedi yıl denetimli serbestlik uygulanabilecek
Cezaevlerinde bulunan dört binden fazla kişinin hukuki durumunun yeniden incelenebileceği, düzenlemenin üç veya dört yıl süreyle uygulanabileceği, bebek katili Öcalan ile örgütün üst düzey yöneticilerinin ilk aşamada kapsam dışında bırakılacağı iddia edilmektedir. Ancak bunların hiçbiri, resmî teklif metni yayımlanmadığı için kesinleşmiş hüküm olarak kabul edilemez. (Habertürk) İşte tehlike de tam burada başlamaktadır. Bir devlet, böylesine hayati konuda milletini resmî metinle değil, kulis haberleriyle bilgilendiriyorsa kamuoyunda oluşacak güvensizliğin sorumluluğunu da üstlenmek zorundadır.
Terör Suçlarında Sorumluluk ve Ayrım Ölçütleri
“Silahlı eyleme katılmamış örgüt mensubu” nasıl belirlenecek? Açıklanması gereken ilk mesele budur. Bir terör örgütünde yalnızca tetiği çeken kişi mi suçludur? Silah taşıyan, örgüte eleman kazandıran, istihbarat sağlayan, lojistik destek veren, para toplayan, propaganda yapan, teröristleri saklayan ve saldırı ortamını hazırlayanların sorumluluğu nasıl değerlendirilecektir?
Bir karakol saldırısında silah kullanan kişiyle saldırının keşfini yapan, aracı temin eden, mühimmatı taşıyan veya örgüt mensuplarını saklayan kişiler birbirinden hangi ölçütlerle ayrılacaktır? Bu ayrımın siyaseten değil, somut deliller ve bağımsız mahkemeler eliyle yapılması gerekir. “Silahlı eyleme katılmadı” şeklindeki geniş ve belirsiz ifade, binlerce dosyada çok farklı sonuçlar doğurabilir. Kanun açık, öngörülebilir ve denetlenebilir olmak zorundadır.
Devlete ve Millete Karşı İşlenen Suçların Niteliği
Devlete karşı suç ile millete karşı suç birbirinden ayrılamaz. İktidar temsilcileri, devlete karşı işlenen bazı suçların devlet tarafından affedilebileceğini, ancak kişilere karşı işlenen suçlarda mağdurların haklarının gözetilmesi gerektiğini söylemektedir. (Anadolu Ajansı) Bu ayrım ilk bakışta makul görünse de terör suçlarında mesele basit değildir. Terör örgütü üyeliği yalnızca soyut biçimde devlete karşı işlenmiş suç değildir.
Terör örgütünün varlığı, vatandaşın yaşam hakkını, güvenliğini, seyahat hürriyetini, ekonomik hayatını ve çocuklarının geleceğini tehdit eder. Örgütün finansmanını sağlayan, eleman temin eden veya propagandasını yapan kişi, doğrudan silah kullanmasa bile terör düzeninin devamına katkıda bulunmuş olabilir. Bu nedenle yapılacak düzenleme, suçu yalnızca “silahı kullanan” ile sınırlandırmamalıdır. Her kişinin örgütteki konumu, faaliyet süresi, verdiği destek, sebep olduğu zarar ve pişmanlığının gerçekliği ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
“Af” Kavramı ve İsimlendirme Sorunu
Af denilmeyerek af yapılamaz. Düzenlemenin adının “af” olmaması, doğuracağı sonucun af niteliğinde olmayacağı anlamına gelmez. Bir hükümlünün cezası ortadan kaldırılıyor, infazı sona erdiriliyor, cezaevinden çıkması sağlanıyor veya kalan cezası fiilen uygulanmıyorsa bunun hukuki ve toplumsal sonucu açıkça anlatılmalıdır. “Denetimli serbestlik”, “topluma kazandırma”, “geçici hukuk”, “örgüt sonrası hukuk” gibi ifadeler kullanılarak düzenlemenin gerçek sonucu milletten saklanamaz. Adı ne olursa olsun, terör suçlarından hüküm giymiş kişilerin cezalarının tamamen veya kısmen uygulanmamasına yol açacak her hüküm, milletin önünde açıkça tartışılmalıdır.
Silah Bırakmanın Teyidi ve Terörün Tasfiyesi
Silah bırakma nasıl teyit edilecek? Basına yansıyan bilgilere göre özel teyit ve izleme mekanizması kurulacak; MİT ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin hazırlayacağı raporlar üzerinden örgütün silah bırakıp bırakmadığı belirlenecektir. (Habertürk) Ancak burada da cevapsız sorular bulunmaktadır: PKK’nın yalnızca Türkiye sınırları içindeki varlığı mı dikkate alınacaktır? Irak ve Suriye’deki silahlı unsurlar ne olacaktır? PKK, YPG, PYD ve bunların farklı isimlerle faaliyet gösteren yapıları birbirinden bağımsız mı kabul edilecektir?
Silahların ne kadarı, nerede, kime ve hangi kayıt sistemiyle teslim edilecektir? Örgütün para kaynakları, mühimmat depoları, haberleşme ağı, istihbarat yapısı ve eleman devşirme mekanizması da ortadan kaldırılacak mıdır? Yoksa yalnızca sembolik miktarda silahın teslim edilmesi “örgütün sona ermesi” için yeterli mi sayılacaktır? Terör örgütleri sadece isimlerini değiştirerek veya silahlı unsurlarını başka yapılara aktararak varlıklarını sürdürebilirler. Devletin görevi, törene veya siyasi beyana değil, sahadaki gerçek ve geri döndürülemez tasfiyeye bakmaktır.
Öcalan’ın Hukuki ve Siyasi Statüsü
Bebek katili Öcalan’a doğrudan veya dolaylı statü verilemez. Açık kaynaklarda, bebek katili Öcalan’a mevcut taslakta özel hukuki statü verilmediği ve üst yönetimin kapsam dışında tutulduğu iddia edilmektedir. Ancak yalnızca bugünkü taslak değil, bundan sonra atılabilecek adımlar da önemlidir. Bugün kapsam dışında bırakılanların, yarın çıkarılacak infaz düzenlemesiyle kapsam içine alınmayacağının güvencesi nedir?
Geçmişte terör örgütünü yöneten, saldırı emirleri veren ve binlerce vatandaşımızın ölümünden sorumlu olan kişilere hiçbir şekilde siyasi, hukuki veya sembolik statü tanınamaz. Bebek katili Öcalan, Türkiye Cumhuriyeti’nin muhatabı, kurucu aktörü veya barış temsilcisi haline getirilemez. Devlet terör örgütüyle pazarlık yapan değil, terörü hukuk içinde tasfiye eden makamdır.
Şehit Yakınları, Gaziler ve Toplumsal Vicdan
Şehit aileleri ve gaziler sürecin neresindedir? Siyasi partiler arasında görüşmeler yapıldığı açıklanmaktadır. Fakat şehit aileleriyle, gazilerle, terör mağdurlarıyla ve saldırılarda yakınlarını kaybeden vatandaşlarla hangi görüşmeler yapılmıştır? Onların görüşü alınmış mıdır? Bir saldırıda evladını kaybeden anneye, eşini kaybeden kadına, uzvunu kaybeden gaziye hazırlanmakta olan düzenleme anlatılmış mıdır?
Türkiye’de cezaevlerinde ekonomik suçlardan, adi suçlardan veya çeşitli infaz eşitsizliklerinden dolayı mağduriyet yaşayan binlerce insan bulunurken, yalnızca terör örgütü mensupları için özel hukuk rejimi kurulması kamu vicdanında nasıl açıklanacaktır? Devletin merhameti olabilir. Fakat devletin merhameti seçici, siyasi ve pazarlığa bağlı olamaz.
Örgüt Mensuplarının Siyasete Katılımı Meselesi
Siyasete dönüş kapısı mı açılacak? Düzenlemenin en önemli ve en az konuşulan yönlerinden biri de budur. Türkiye’ye dönecek örgüt mensuplarının siyasi hakları ne olacaktır? Bu kişiler siyasi partilere üye olabilecek, aday olabilecek, belediye veya kamu kurumlarında görev alabilecek midir? Örgütün dağ kadrosundan gelen kişilerin kısa süre sonra Türkiye’de siyaset yapmasının, örgütün silahla ulaşamadığı hedeflere siyaset yoluyla ulaşmasının önü mü açılacaktır?
Terörle bağlantısı kesinleşmiş kişilerin kamuda görev alması, güvenlik birimlerine girmesi veya kamu kaynaklarını yönetmesi konusunda hangi sınırlamalar getirilecektir? Kanun, yalnızca cezaevinden çıkışı değil, ceza sonrasındaki siyasi ve toplumsal sonuçları da açıkça düzenlemelidir.
Beklentiler ve Çözüm İçin Şartlar
Biz ne istiyoruz? Biz terörün sona ermesini herkesten fazla isteriz. Bu ülkenin hiçbir evladı şehit olmasın, hiçbir annenin yüreği yanmasın, hiçbir vatandaşımız terör korkusuyla yaşamasın isteriz. Ancak terörün sona ermesi ile teröristlerin taleplerinin karşılanması aynı şey değildir. Toplumsal huzur ile suçun cezasız bırakılması aynı şey değildir. Silah bırakma ile örgütün siyasi hedeflerinin devlet eliyle hayata geçirilmesi aynı şey değildir. Bu nedenle Hür Düşünce Hareketi olarak beklentimiz açıktır: Kanun teklifi görüşmeler başlamadan önce bütün maddeleri ve gerekçeleriyle kamuoyuna açıklanmalıdır.
Şehit aileleri, gaziler, hukukçular, güvenlik uzmanları ve sivil toplum kuruluşları dinlenmelidir. Örgütün yalnızca Türkiye’deki değil, Irak ve Suriye’deki bütün silahlı yapılarının tasfiyesi şart koşulmalıdır. Silahların teslimi bağımsız ve denetlenebilir biçimde kayıt altına alınmalıdır. Adam öldürme, yaralama, bombalama, kaçırma, işkence, uyuşturucu ticareti, haraç, örgüt finansmanı ve saldırılara lojistik destek suçları kesinlikle kapsam dışında bırakılmalıdır. Her kişi bakımından bireysel yargı incelemesi yapılmalı; toplu, otomatik veya siyasi tahliye yolu açılmamalıdır.
Bebek katili Öcalan’a ve örgüt yöneticilerine doğrudan ya da dolaylı hiçbir hukuki veya siyasi statü verilmemelidir. Düzenlemenin uygulanması, Meclisin düzenli denetimine ve kamuoyuna açıklanacak raporlara bağlanmalıdır.
Son Söz: Milli Hedef ve Devlet Ciddiyeti
Türkiye’nin terörden kurtulması millî hedeftir. Fakat hedefe, milletin gözünden kaçırılan hükümlerle, kapalı görüşmelerle ve son anda milletvekillerinin önüne konulan maddelerle ulaşılamaz. Terörle mücadelede devlet ciddiyeti; açıklık, hukuk, adalet ve hesap verebilirlik gerektirir. Milletin bilmediği “Terörsüz Türkiye” yasası olmaz. Şehit ailelerinin içine sinmeyen barış, toplumsal barış olmaz.
Teröristlerin hukukunu düşünürken mağdurların hukukunu unutan devlet, adaleti sağlayamaz. Biz terörün bitmesini istiyoruz. Fakat Cumhuriyet’in temel niteliklerinin, Türk milletinin birliğinin, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün pazarlık konusu yapılmasına karşıyız.
Devlet güçlü olacak. Millet hür olacak. Cumhuriyet sağlam kalacak.
Süleyman AKSOY
Mühendis SÜLEYMAN AKSOY sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.




